Gıda Enerji ve Su GüvenliÄŸi: 2023 Türkiye’sine Gönderimler

Posted on 17 June 2008

Ben Türkiye’ye ilk defa geliyorum ve özellikle 2023′e kadar olan vizyon konusundaki böyle bir toplantıya geldiÄŸim için çok mutluyum. Ben besin, su ve enerji gibi son derece temel sorunlardan söz edeceÄŸim. Çünkü ancak böylesi bir sorun etrafında bir konsensüs yaratabilirsek, 2023 gibi bir yılı vizyonumuza oturtabiliriz.
Birinci dünyanın yani zengin dünyanın, birinci dünya haline gelmesi teknolojik ilerleme ile mümkün olmuÅŸtur. Birinci dünya dediÄŸimizde Avrupa’ya baktığımız anda Avrupa’nın teknolojik zenginlik ve geliÅŸme konusunda bazı soruları olduÄŸunu görürüz. Ve yine Japonya’da da bu sorular soruluyor. Siz de Türkiye’de aynı soruları soruyorsunuz. Herkes diyor ki, acaba insanlık için teknolojide geliÅŸme gerçekten olması gereken bir ÅŸey midir? Çünkü teknolojik geliÅŸme aynı zamanda insanlığın kaynaklarının da kurutulması demek oluyor. Teknolojik bolluk dediÄŸimizde teknolojik bolluÄŸun yeÅŸil devrimle beraber yarattığı hasarların ortadan kaldırılmasını da gördük. Bir sürü insanı desteklediÄŸimiz ve çok fazla toprak kaybına neden olduÄŸumuz için eleÅŸtirildik. YeÅŸil devrimin kırk yılına baktığımız zaman, insanlık tarihinde, bu ilk 10 yılın dünya ölçeÄŸinde, özellikle çocukların söz konusu olduÄŸu ülkelerde besinin dağıtılması konusunda insanlığın pek de baÅŸarılı olmadığını görüyoruz. Çalışma hayatım içerisinde özellikle 1959′dan itibaren üçüncü dünyada doÄŸum oranları azaldı ve % 2.1 gibi bir doÄŸurma oranı stabilitesine ulaşıldı. 2023 yılına varıldığında ise 9 milyar insandan daha az bir dünya nüfusuna sahip olmayacağız. Elde ettiÄŸimiz besini üçle yani 6 milyar insanı doyurmak için kullandığımız toprak miktarından aldığımız besini üçle çarptığımızdan daha fazlasını ve daha az toprak erozyonunu saÄŸlayacak politikaları üretmemiz gerekir.
1938′den itibaren dünyada tarımsal ürünün verimliliÄŸi konusunda yürüttüğümüz geniÅŸ çaplı bir araÅŸtırma, ABD’nin çok geniÅŸ ve etkin olan tarımsal üretim ya da tarım ekonomisinin % 6′lık bir düşüş içerisinde olduÄŸunu gösteriyor. Bütün bu süre içerisinde ise tarım ilaçları geliÅŸti, yaygın ve mekanize tarım yapıldı. Tarımsal getiri sürekli olarak arttı. Biyolojik olarak o kadar çok ilaç geliÅŸtirildi ki, zararlı böceklere karşı, yüksek teknolojili kimyasallar geliÅŸtirildi ve sürekli olarak kullanıldı. Bu tür dikkatle üretilmiÅŸ ve erozyona neden olmayacak kimyasalları kullanırsak erozyondan kendimizi koruyabiliriz. Bütün bunlar dünyanın 6 milyarlık nüfusu için düşünülmüş ve geliÅŸtirilmiÅŸ teknolojilerdir. Ama 9 milyarlık nüfus için böyle bir hazırlığımız var mıdır? Henüz yok. ÖrneÄŸin Çin’e baktığımızda, burada 2023′e kadar artacak olan hayvan nüfusuyla birlikte müthiÅŸ bir büyüme oranı ortaya çıkıyor. Dünyanın 2023′de 9 milyar olacak nüfusunu besleyebilmek için bugünkü tarım alanlarını en az üçe katlamalıyız. Bununla beraber Brezilya’da 150 milyon hektar, Zimbabwe’de 100 milyon hektarlık topraklar henüz iÅŸlenmemiÅŸ durumda mevcutlar. Henüz iÅŸletmeye açılmamış ve sulama sistemi kurulmamış toprakları örneÄŸin AÅŸağı Fırat bölgesinde de aynı ÅŸey yapmamız, bu toprakları besin verebilir hale getirmemiz gerekir. Türkiye’de ise erozyonu azaltarak daha fazla su tutmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Bu geleceÄŸimiz için son derece önemli bir mesele. Tarımda yeni bir teknolojik buluÅŸumuz mevcut ancak henüz yeterince yaygın biçimde kullanılmıyor. ÇeliÅŸkili bir teknoloji ama eÄŸer seçimimiz biyoteknolojiye baÅŸ eÄŸmekle 15-16 milyon metre kare ormanı ortadan kaldırmak arasında bir seçim yapmamız gerekiyorsa neyi seçeceÄŸimiz belli. Çünkü asıl mesele halihazırdaki biyoteknoloji bugün bize virüsten arınmış bir ürün verebiliyor mu veremiyor mu? biyoteknoloji bugün bize son derece geniÅŸ ya da yüksek alanlarda ürün elde etme fırsatını veriyor. İnsanlar için minimalist bir hayat tarzının destekleyicileri olan karşıtlarımız, organik tarıma dönmeyi öneriyorlar ama organik tarıma baktığımız zaman organik tarımın birinci yasasının biyokimyasalların kullanılmaması olduÄŸunu görürüz. EÄŸer toprağı verimli kılmak için azotu gökyüzünden alamıyorsak nitrojeni bizim biyokimya süreçleriyle üretmemiz gerekir. EÄŸer minimalist düşünürlerin söylediÄŸi gibi kimyasal gübre kullanmak istemiyorsak ne yapacağız, toprağı nasıl gübreleyeceÄŸiz? Bu minimalist kiÅŸilerin önerilerini ben ciddi bulmuyorum. Gelecekte su daha az olacak ve su daha pahalı olacak. Su çok kıymetli olacak. İyi haber ise, bugün çiftçiler insanlığın kullandığı suyun % 70′ini kullanıyorlar ve tarımsal üretimde olan kiÅŸiler kullandıkları suyun % 30 gibi yüksek bir oranını ziyan ederek kullanıyorlar. EÄŸer su pahalılaşırsa, ki öyle görünüyor, bu kadar rahat harcanamayacak. ÖrneÄŸin Mısır’ı ve çevresini ele aldığımızda, bazı ülkelerde su kıtlığı olacak. Dolayısıyla, tarımsal üretimi düşük olan, daha endüstrileÅŸmiÅŸ ülkeler su kaynakları daha fazla olduÄŸu için daha yaygın tarım yapabilen ülkelerle, ki Türkiye bu ülkelerden bir tanesidir, iÅŸbirliÄŸine girip hem su hem de beyin almak zorunda kalacaklar. Ben BirleÅŸik Devletlerin Irak’ı petrol nedeniyle iÅŸgal ettiÄŸine inanmıyorum. 1991′de yapılan tartışmalara baktığımızda, ticaret insanları birbirlerine yaklaÅŸtırsın, bölgeler arasındaki alım satım hacmi artsın, kavga yerine ticaret olsun istedik. Bunlar 1991′de düşünülmüş ve kararlaÅŸtırılmış hedeflerdi. BirleÅŸik Devletler’in insanların kendi hayat tarzlarını seçerken barışçı bir ortamda yaÅŸamasını, enerjinin barışçı yollardan bir yerden bir yere transfer olmasını istediÄŸini düşünüyorum. Bu çerçeve içerisinde, özellikle, önümüzdeki 50 yılda suyun bugün olduÄŸundan çok daha büyük bir önemi haiz olacaktır.
Enerji konusuna gelince, bize hep enerji eksikliÄŸi olduÄŸunu söylüyorlar. Çünkü fosillerden elde edilen yakıtları yakamadığımızı, eÄŸer bunu yaparsak da dünyayı yok edeceÄŸimizi söylüyorlar. Ama benim bu sabah size verecek hoÅŸ bir haberim var. Biraz daha küresel ısınmaya uÄŸrayacağız ancak bu insanların aktivitesi sebebiyle olmayacak. OrtaçaÄŸda yaÅŸanan küresel ısınma gibi bir ısınma daha yaÅŸayacağız. Ancak unutulmaması gereken bu aynı zamanda küresel ısınmanın olduÄŸu ortaçaÄŸ yıllarının insanlığın yaÅŸadığı en güzel iklim dönemleri olmasıdır. Çünkü bu dönemden önce de buzul çağı vardı. Buzul çağından önce de Roma ısınması. İsa’dan Önce 200′den İsa’dan Sonra 200′e kadar. Modern endüstriye geçilmeden önce de süreklilik gösteren dünya ısı dereceleriyle karşı karşıyaydı. Yapılan araÅŸtırmalarda, New York’ta bir enstitü Kuzey Atlantik Okyanusu’nun derinliklerindeki ısıyı ölçtü ve orada 12.000 yıl süre içerisinde 9 tane global ısınma ve global soÄŸuma olduÄŸu ortaya çıktı. Manyetik güneÅŸ döngüsünü biliyoruz. ÖrneÄŸin o sırada bu manyetik güneÅŸ döngüsü olurken, dünyada ısı dereceleri nasıldı? Bütün bu bilgileri artık elde etmiÅŸ durumdayız. Bundan 200 yıl sonra 600 yıl sürecek bir ısınma döngüsüne gireceÄŸiz ve ondan sonra 3000′li yıllarda yine bir ısı düşüşü görülecek. Teknolojik materyalizmin çevreyi mahvettiÄŸini söyleyen insanlar aslında temelde iyi birer analist deÄŸiller. Çünkü doÄŸal afetler söz konusu olduÄŸunda insan toplumunu suçlamak üzere yola çıkıyorlar. ÖrneÄŸin kurbaÄŸaların iki bacaklı mı, dört bacaklı mı olduÄŸunu ele alıyorlar. Ama ya beÅŸ yıl sonra büyümekte olan kurbaÄŸanın bacağına oturmuÅŸ bir mikroorganizma yeni doÄŸan kurbaÄŸaların iki yerine dört bacaklı olmasını saÄŸlıyorsa, iÅŸte bu, doÄŸal bir evrim sürecinin meselesi haline gelir. Kullanılan kimyasallar böyle bir anomaliye sebep veriyor olmaz. Önümüzdeki 25 yıl içerisinde taze besini bir bölgeden öbürüne nasıl aktaracağız? Asıl bunun önlemlerini almak üzere düşünmemiz, konuÅŸmamız gerekir. 21. yüzyılda insan toplumu için konan hedeflerin yolunu ÅŸaşırmış olduÄŸunu düşünüyorum. Henüz perfeksiyona ulaÅŸmamış bir dünyada, o perfeksiyonu olmayan bir dünyanın gelecek 50 yıl için doÄŸru hedeflerini de saptayabileceÄŸinden emin deÄŸiliz. Peki ne yapabiliriz? Son 250 yılda yapmış olduÄŸumuz gibi risklerin neler olabileceÄŸinin ve yeni bilgiler ışığında risklerin tanımlanmasını saÄŸlayabiliriz. Hem insanlar için hem de çevre için bunları gerçekleÅŸtirmemiz gerekir. İki görüşü burada dile getirmek isterim. Bir yanda ormanlar, hayvanlar ortadan kalkacak ve tüm doÄŸal çevre mahvolacak diyen insanlarla beraber yeryüzü kaynaklarının insanlık için yeterli olmayacağını söyleyen, İsa’dan 200 yıl önce Quintus Pertiliyanus isimli bir Roma vatandaşı tarafından söylenmiÅŸ bir görüş var. DiÄŸer yanda ise daha yeni zamanlardan, Batı dünyasının ilerlediÄŸi Üçüncü Dünya’nın ise onun kadar hızlı ilerlemediÄŸini gören bir görüş. Mr. Grek Estherbuk 1995′te yayınlanmış Dünyada Bir Dakika adlı kitabında “Buradaki temel amacımız, üçüncü dünyayı geliÅŸtirmektir” diyor. Bu gezegendeki insanların ve çevrenin 21. yüzyılda sürekliliÄŸini saÄŸlamak sadece yüksek teknolojiyle mümkün deÄŸildir. Dünyanın geliÅŸmesini çiftçilik, ormancılıkta ancak yüksek teknoloji kullanarak ve devamında yüksek teknolojili enerji kaynaklarını kullanarak sürekli kılabiliriz. Ben ÅŸuna inanıyorum, Türkiye, teknolojik bolluk dönemine kendini yerleÅŸtiriyor. Bu teknolojik bolluk dönemi tam anlamıyla sadece bilgiye dayalıdır. Türkiye’nin bu perspektifi yalnızca kendi çıkarına deÄŸil, dünyanın da bölgenin de çıkarına olacaktır.

Soru: Sayın Avery biyoteknoloji konusunda söyledikleriniz çok ilginçti. Özellikle, alternatifin dünyanın ormanlarını kesmek olduÄŸunu düşündüğümüzde seçimi yapmanın daha kolaylaÅŸacağından söz ettiniz. Ama bence ikisinin de gerçekleÅŸtirilebileceÄŸi bir yol yaratabiliriz. Biyoteknolojinin önüne geçmemeliyiz ama onun yarattığı zarardan da kurtulmalıyız. Sizce geliÅŸmiÅŸ ülkelerdeki bu korumacılık dünya yiyecek kaynaklarını yeterince kullanamamamızdan mı kaynaklanıyor? Daha iyi bir dünya için AB’nin tarım politikaları yerine baÅŸka bir model uygun olamaz mıydı? Gelecekteki yiyecek kaynaklarımızın güven altına alınması açısından ABD’de de benzer bir durum söz konusu. Biz geliÅŸmekte olan ülkelere yatırım yaparsak ve bazı ticari kısıtlamalardan kurtulursak o zaman dünyanın yiyecek stokunu daha garanti altına almış olabiliriz ve böylece teknolojik riskler ve orman kesmek gibi sorunlar da ortadan kalkmış olur. Sizin söylediÄŸiniz yolu izlediÄŸimizde iki önemli riskle karşı karşıya kalıyoruz. Birincisi teknolojik geliÅŸmelerin sürmesi gerektiÄŸini söylerken diÄŸer yandan teknolojik geliÅŸmelerin yaratabileceÄŸi riskleri de bilemiyoruz. Genetikte, örneÄŸin, dönüştürülmüş yiyeceklerin yaratacağı riskleri bilemiyoruz. İkincisi geliÅŸmiÅŸ ve geliÅŸmekte olan ülkeler arasındaki uçurum da sizin söz ettiÄŸiniz teknolojik ilerlemeyle büyüyebilir ve bu, dünyanın yiyecek stoku adına daha da büyük bir tehdit oluÅŸturabilir. Siz Hudson Enstitüsü olarak bu konu üzerinde çalışıyor musunuz ve dünyanın yiyecek stokunu garanti altına ya da saÄŸlama almak için ne gibi yöntemler düşünüyorsunuz?

Dennis T. Avery: Çok uygun bir soru olmakla beraber bakış açınıza katılıyorum ve ticari engellerin kaldırılmasını savunuyorum. EÄŸer konferansımız tarım üzerine olsaydı çiftliklerde ticaretin liberalizasyonunu savunurdum. Asya’da yoÄŸun nüfuslu ülkelerde çiftçiler daha kolay ve serbest ticaret yapabilmelidir. Bu ÅŸekilde besin üretimlerini daha düşük bir maliyetle birlikte artırabilirler ve böylece ülkelerinde daha çok yiyecek üretmek için de doÄŸal kaynaklarına zarar vermezler. Bence bu nokta özellikle Asya ve dolayısıyla Türkiye için de son derece önemli. Türkiye’de de ABD’de de çiftçiler daha serbestçe ticaret yapmalı özellikle de tarımsal ürünlerin ticareti serbest bırakılmalıdır. Bugün duyduÄŸum en güzel, en harika haberlerden biri AB’nin 30 üyeye ulaÅŸmasıyla beraber ÅŸu andaki tarım politikasını sürdüremeyecek olmasıydı. Dünya Ticaret Örgütü toplantısında BaÅŸkan Bush yardımların yarıya indirileceÄŸini söyledi ve umarım ABD bu konudaki desteÄŸini de zaman içerisinde tamamen kesecek. Dünya çiftçilerin bu tür destekler almasına gereksinim duymuyor. DediÄŸim gibi tarımsal ürünlerin ticaretinin serbestleÅŸtirilmesi gerekiyor. Ancak çiftliklerimizde bugün ürettiÄŸimizin yaklaşık üç kat daha fazlasını üretmeliyiz. Bugün buzul ve çöl olmayan topraklarımızın yalnızca yarısını kullanmaktayız. Kullandığımız alanları sadece kimyasal gübreler ve tohumlarla deÄŸil bazı yeni teknolojiler kullanarak da artırmamız gerekiyor. Biyoteknolojinin riskleri her zaman abartılmıştır buna karşılık biyoteknoloji günümüzde bir tek deri tahriÅŸi ya da yüksek derecede tehlikeli otlar yaratmamıştır. Öngörülen felaketlerin hiçbirine neden olmaması biyoteknolojinin olumlu yasal düzenlemeleri ile bilime yaklaÅŸmanın daha doÄŸru bir yol olmasından kaynaklanıyor. Ve böylece ölçümler daha doÄŸru olarak çıkabiliyor. Dünya üretimini üç katına çıkarmamız gerektiÄŸini düşündüğümüzde biyoteknolojiyi de göz önüne almamız gerektiÄŸine inanıyorum.

Philippe Colombani: Ben tarım ürünlerinin ticareti hakkında birkaç şey eklemek istiyorum. Dünyanın değişik bölgelerindeki tarım ürün ticareti son elli yılda azalma trendine girdi. Bu saptamadan yola çıkarak biyoteknoloji konusunda genetik açıdan değiştirilmiş organizmalardan konuştuk. Bu kolektif bir tercihtir. Biz bu tür ürünleri istemiyoruz. Sorun teknolojiden değil, tüketicinin seçim yapma özgürlüğünden kaynaklanıyor. Elbette tüketicinin seçme hakkının bir bölümü de bu ürünler hakkında bilgi sahibi olunmasını beraberinde getiriyor.
Ben meslektaşım Avery’nin görüşünü paylaşıyorum. Tarımsal destekleri kesmeliyiz. Avrupa’da, ABD’de, baÅŸka ülkelerde tarımsal destekleri kesmeliyiz. Åžu anda 12 ülke liderliÄŸinde belirli bir yabancı sermaye var. Gelecekte G 20 ülkeleri ve dünyanın geri kalanı arasında yeni bir sınıf oluÅŸacak. Günümüzde tıbbi tarım ürünleri konusundaki tartışmalara bu açıdan da bakmak gerekir. Dünya piyasasına yeni çıkan aktörlerle büyük ÅŸirketler arasındaki rekabeti göz önüne almalıyız. BilindiÄŸi gibi, dış sermaye yatırımlarının dünyadaki dağılımı, gelecekte geliÅŸmiÅŸ ve geliÅŸmekte olan ülkeler arasında dramatik bir ÅŸekilde deÄŸiÅŸecek.

Popularity: 16%

This post was written by:

Küresel ısınma - who has written 221 posts on Küresel ısınma.


Contact the author

Leave a Reply

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word

Sponsor